VE İLKÖĞRETİM - LİSE - ÜNİVERSİTE - KPSS KONULARI DİYE AYRILMAMI

26/5/2009 · Kategori: MATEMATIK-GEOMETRI

AŞAĞIDAKİ MATEMATİK DERSİ KONU ANLATIMLARI ALFABETİK SIRAYA GÖRE DİZİLMİŞTİR VE İLKÖĞRETİM - LİSE - ÜNİVERSİTE - KPSS KONULARI DİYE AYRILMAMIŞTIR. HANGİ KONUYA ÇALIŞMAK  İSTİYORSANIZ TIKLAMANIZ YETERLİ... >>>İYİ ÇALIŞMALAR DİLERİZ<<<
Uyarı 1: Bazı konular birden çok hocamızın anlatımından oluşmaktadır. Bunun için konulara (1),(2),(3),(4)gibi numaralar verilmiştir. Size uygun anlatım hangisiyse ona çalışabilirsiniz
Uyarı 2: Test Soruları ve Matematik Soru Bankaları Açılacak Olan Konu Anlatımlarının
>>>İÇİNDEDİR<<<
Açılar 1
Açılar 2
Bağıntı
Basit Eşitsizlikler
Bileşke Fonksiyonlar
Birinci Dereceden Denklemler
Birinci Dereceden Bir Bilinmeyenli Denklemler
Birinci Dereceden İki Bilinmeyenli Denklemler
Bölme ve Bölünebilme
Bölünebilme Kuralları
Bölünebilme OBEB OKEK
Çarpanlara Ayırma 1
Çarpanlara Ayırma 2
Çarpanlara Ayırma 3
Denklem Çözme
Diziler
Doğal Sayılar
Dörtgenler
Evrensel Küme, Kümenin Tümleyeni ve Farkı, Açık Önermeler
Fonksiyonlar 1
Fonksiyonlar 2
Fonksiyonlar 3
Fonksiyonlar 4
Fonksiyonlar 5
Fonksiyonlar 6
Fonksiyonlar 7
Fonksiyonların Bileşkesi
İkinci Dereceden Bir Bilinmeyenli Denklemler
İntegral
İrrasyonel Sayılar
İşlem 1
İşlem 2
Karmaşık Sayılar 1
Karmaşık Sayılar 2
Karmaşık Sayıların Kökleri
Kartezyen Bağıntı
Kartezyen Çarpım ve Bağıntı
Kesir Problemleri
Kombinasyon
Kompleks Sayılar
Köklü İfadeler 1
Köklü İfadeler 2
Köklü İfadeler 3
Köklü Sayılar 1
Köklü Sayılar 2
Kümeler 1
Kümeler 2
Kümeler 3
Küme Problemleri
Limit
Logaritma
Modüler Aritmetik 1
Modüler Aritmetik 2
Mutlak Değer 1
Mutlak Değer 2
Ondalık Sayılar
Oran Orantı 1
Oran Orantı 2
Oran Orantı 3
Özdeşlik ve Çarpanlara Ayırma
Özel Üçgenler
Permütasyonlar
Polinomlar
Rasyonel Sayılar 1
Rasyonel Sayılar 2
Rasyonel Sayılar 3

Rasyonel Sayılar 4
Sayı, Yaş, Hareket, Havuz ve İşçi Problemleri
Sayılar 1
Sayılar 2
Sayılar 3
Sayılar 4
Sayma
Seriler
Tam Sayılar 1
Tam Sayılar 2
Trigonometri 1
Trigonometri 2
Trigonometrik Denklemler
Türev
Üçgenler 1
Üçgenler 2
Üçgende Alan
Üçgende Benzerlik
Üçgende Açı Kenar Bağıntıları
Üçgende Açıortay Bağıntıları
Üslü İfadeler 1
Üslü İfadeler 2
Üslü İfadeler 3
Üslü İfadeler 4
Üslü Sayılar
Yüzde, Karışım, Kar - Zarar ve Saat Problemleri

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

dogru yazmak

20/4/2009 ·



Nasıl yazacağım?
Yazmaya başlarken bunu sorarız kendi kendimize. Çok basit kurallar, iyi yazmanızı sağlar. En azından yazdıklarınızın iyi görünmesini, iyi okunmasını sağlar. Bu iyi okunma ve görünme, kuşkusuz içerikle ilgili değil. Burada kastedilen biçimsellik. Yazarken biçimle ilgili uymamız gereken belli başlı bazı kurallar var. Bunları şöyle sıralayabiliriz: 

BUNLARI YAPIN 

  •  Mutlaka sık sık paragraf yapın. Paragrafsız bir yazı upuzun ve ürkütücü bir duvara benzer. Böyle bir duvarı kimse görmek istemez. Yazınızı da kimse okumak istemez. 
  •  Her noktalama işaretinden sonra, (yani virgül, nokta, üst üste iki nokta, soru ve ünlem işaretleri gibi) bir boşluk (yani espas) bırakın. Bunu yapmazsanız cümleleriniz ve sözcükleriniz karmakarışık bir koyun sürüsüne benzer. Hiç birini diğerinden ayıramazsınız. 
  •  Ne kadar sade yazarsanız o kadar güzel görüneceğinden emin olun. Yani mümkün olduğu kadar az noktalama işareti kullanın. Gereksiz tırnaklardan, parantezlerden, çizgilerden, şapkalardan kaçının. Noktalama işaretlerini sadece gerektiğinde ve zorunlu olduğunuzda kullanın ki onların da kıymeti bilinsin. 
  •  İmla kurallarına mutlaka uyun. O kurallar dilin birliğini ve düzenini sağlar. Yazdıklarınızın okuyan herkes tarafından anlaşılmasını sağlar. Bilmediğiniz bir imla kuralı olursa diye, yanınızda bir "imla kılavuzu" bulundurmanız sizi küçük düşürmez. 
  •  Kısa cümleler okunma açısından büyük avantaj sağlar. Tamam, uzun cümleler kurup ne kadar usta yazar olduğunuzu göstermek isteyebilirsiniz. Ama art arda sıralanmış onlarca sözcüğün insan beynine anlamlı bir mesaj göndermesi, birkaç sözcüğün göndermesinden daha zordur. 
  •  Artık çoğumuz bilgisayarlarda, klavyeleri kullanarak yazıyoruz. Yazı büyüklüğünüzün (yani punto) ve yazı karakterinizin (yani font), kullandığınız dile uygun olmasına özen gösterin. Çok küçük de olmasınlar, çok büyük de. Unutmayın yazınız binlerce bilgisayarda açılacak. Her yerde aynı düzenlilikte görünmesi, sık kullanılan yazı tipleri (font) ve normal ölçülerde bir punto seçmenizle mümkün olabilir. 
  •  Boşluklar çok önemlidir. Yukarıda her noktalama işaretinden sonra boşluk bırakmanız önerildi. Yazınızın bütününün biçimsel olarak sıcak görünmesi için, yanlardan, alt ve üstten de uygun boşluklar bırakmalısınız. Derli toplu bir görüntü, karmaşa karşısından her zaman avantajlıdır. 
  •  Yazıda bazı durumlarda başlık (yani belirleyici, vurgulayıcı sözcük ya da sözcükler) kullanırız. Bunların dikkat çekmesi için yazının bütününden farklı bir font ve punto ile yazılmaları gerekir. 

    DOĞRU SÖZCÜKLER 

  •  İmla kurallarına mutlaka uymalısınız. Türkçe’de bazı sözcükler söylenişlerindeki kolaylık ve alışkanlığın yazı diline de yansıması sonucu yanlış yazılıyor. Bunları yaparsanız, yazınızı okuyan sizin için “acemi” diye düşünür. “Acemi” bir yazar olarak adlandırılmamak için şu sözcüklerin yazılışına mutlaka dikkat edin: 
  •  Yanlız değil yalnız yazmalısınız 
  •  Yalnış değil yanlış yazmalısınız 
  •  Çünki değil çünkü yazmalısınız 
  •  Herkez değil herkes yazmalısınız 
  •  Kurdela değil kurdele yazmalısınız 
  •  Meyva değil meyve yazmalısınız 
  •  Makina değil makine yazmalısınız 
  •  Sarımsak değil sarmısak yazmalısınız (Kaynak TDK Türkçe Sözlük)
  •  Fasulya değil fasulye yazmalısınız 
  •  Ambülans değil ambulans yazmalısınız 
  •  Akedemi değil akademi yazmalısınız 
  •  Deklerasyon değil deklarasyon 
  •  Papuç değil pabuç yazmalısınız 
  •  Otobos değil otobüs yazmalısınız 
  •  Orjinal değil orijinal yazmalısınız 
  •  Konservatuar değil konservatuvar yazmalısınız 
  •  Alimünyum ya da aliminyum değil alüminyum yazmalısınız 
  •  Sovan değil soğan yazmalısınız 
  •  Kapora değil kaparo yazmalısınız 
  •  Prosedir değil prosedür yazmalısınız 
  •  traş ve heykeltraş değil tıraş ve heykeltıraş yazmalısınız 
  •  dokuman değil doküman yazmalısınız 
  •  Labaratuvar veya labaratuar değil laboratuvar yazmalısınız 
  •  Acenta değil acente yazmalısınız 


    ESPAS 

  •  İmla kurallarımızın en çok ihlal edilenlerinden ya da yanlış kullanılanlarından biri ayrı yazılması gereken eklerin bir türlü yazılmamasıdır. Dahi (üsteleme) anlamına gelen de’ler, da’lar ve ki’ler kullanıldıkları sözcükten bir boşlukla (espas) ayrılır. Yani “Ben de geleceğim” yazmalısınız. “Bende geleceğim” yazarsanız yanlış olur. “Ben de” deki bu de eki dahi anlamındadır. “Öyle sevdim ki, kimse inanamadı” yazmalısınız. “Öyle sevdimki kimse inanamadı” yazarsanız yanlış olur. 
  •  Soru ekleri de bağlı oldukları sözcükten bir boşlukla ayrılır. Bu ekler mi, mı, mu şeklinde olabilir. Yani şöyle: “Ben de geleyim mi?” Burada “mi” bir soru ekidir. Yapayım mı, seveyim mi... Gibi... 

    ÜNLÜ VE ÜNSÜZLER 

  •  Türkçe’de bazı harflere ünlü, bazılarına ünsüz denir. Sesli ve sessiz harfler tanımı da kullanılır. Sesli harfler a, e, i, ı, o, ö, u, ü’dür. Sessiz harfler ise kalan 21 harf. Sessiz harfler kendi aralarında "sert" ve "yumuşak sessiz" olarak ayrılırlar. f, ç, h, p, k, s, ş, t sert sessiz harflerdir. Kalan sessizler ise "yumuşak sessiz". Sert sessizlerle biten sözcüklere bir ek yapılacaksa, bu ek de mutlaka sert sesiz bir harfle başlamak zorundadır. Örneğin “otobüsdeki” sözcüğü yanlıştır. Çünkü otobüs'ün son harfi s sert sessizdir. Bu nedenle de ekinin "te" şeklinde kullanılması gerekir. Yani doğrusu “otobüsteki”. Peki, sert ve yumuşak sessizleri nasıl ayıracağız? Kullanabileceğiniz en basit yöntem “FISTIKÇI ŞAHAP” yöntemidir. Bu iki sözcükteki sesli harfleri çıkarın. Yani I’ları ve A’ları. Kalan harflerin tümü sert sessizlerdir. Eğer ekleyeceğiniz sözcüğün son harfi fıstıkçışahap’ı oluşturan sessizler arasında varsa, ek de sert sessizlerden, yani fıstıkçışahap içindeki harflerden (f. s, t, k, ç, ş, h , p) biri ile başlamalıdır. 

    ŞAPKA VE ÜNLEM 

  •  Şapka inceltme ya da uzatma işaretidir. Bazı sesli harflerin üzerine konur. A, u, i gibi. Amacı, bu harfin uzatılarak ya da iki taneymiş gibi okunması gerektiğini göstermektir. Yani şapkalı bir a harfi gördüğünüzde bunu aa gibi okursunuz. Türkçe’ye özellikle Arapça ve Farsça dillerinden giren sözcüklerdeki anlam karışıklığını önlemek amacıyla uzatma işareti kullanmak gerekiyor. Hala yazdığınızda bu sözcüğün babanın kız kardeşini kastettiği anlaşılır. Ama hâlâ yazarsanız bu devam eden, süregelen, devam etmekte olan anlamındadır. Aynı şekilde kar yazarsanız, meteorolojik bir olay anlaşılır. Kazanmak, çoğaltmak, artırmak anlamına gelen kâr’ı kastediyorsanız kâr yazmalısınız. Uçurum anlamındaki yar ile sevgili anlamındaki yâr’i de bir şapka ayırır. Genel kural olarak şapka bu üç sözcükte kullanılır. Çünkü hala ile hâlâ'yı, kar ile kâr'ı, yar ile yâr’i birbirinden ayırmak gerekir. Ama örneğin reklam yazarken şapkalı da yazsanız, şapkasız da o sözcüğün reklam olduğu anlaşılır. Yazının sade olması bakımından gereksiz ve sık şapka kullanılmaması yerindedir. Yazıyı illa "süslemek" istiyorsanız kullanın. 
  •  Yine yazının sadeliği, kolay okunması bakımından sık sık ünlem işareti (!) ve soru işareti (?) kullanmak da gereksizdir. Kurduğunuz cümle zaten bir vurgu içermiyorsa siz sonuna istediğiniz kadar ünlem işareti koyun istediğiniz etkiyi sağlayamazsınız. Ama yeterli vurgu varsa, ünlem işareti koymaya bile gerek kalmaz. 

    ŞU HAİN EKLER 

  •  Özellikle yabancı sözcükler ve kısaltmalara yapılan eklerde hatalı kullanım çok yaygın. Örneğin IMF kısaltmasına den, ye, nin benzeri ekler yapıldığında bu kısaltmanın orijinal okunuşuna göre mi, yoksa Türkçe okunuşuna göre mi ek yapılacağı kestirilemiyor. Doğrusu eki Türkçe okunuşuna göre yapmak. Yani IMF kısaltmasının son harfi "f" olduğuna göre yapılacak ekin de bu yumuşak sessiz harfe uygun olması gerekir. IMF’e (okunuş şekli orijinal ef’ten) yazılışı ya da söylenişi yanlıştır. Doğrusu IMF’ye (okunuş şekli Türkçe fe) olmalı.

    NE ZAMAN AYRI NE ZAMAN BİRLEŞİK ? 

  •  Türkçe’de 1980 döneminde başlayan ayrı mı yazmalı, birleşik mi yazmalı konusundaki kaos hâlâ sürüyor. Örneğin "karabahtım" mı yazılmalı, "kara bahtım" mı yazılmalı gibi. Bu tartışmanın temelinde sözünü ettiğimiz dönemde ülkemizdeki dilbilimciler arasında ortaya çıkan "öztürkçe", "canlı ya da yaşayan Türkçe" bölünmesi yatıyor. Öztürkçe’yi savunanlar genellikle birleşik, "yaşayan Türkçe"yi savunanlar ise ayrı yazımdan yanadır. Genel kural olarak, eğer iki ayrı sözcük birleşip yeni ve bambaşka anlamlı bir sözcük oluşturuyorsa birleşik yazılmalıdır. Örneğin, sivrisinek, anamuhalefet, karabasan, kardelen, tümdengelim, ortaokul, altyapı, üstgeçit, karadelik gibi... 

    GELİYİM Mİ, GELEYİM Mİ ? 

  •  Sık yapılan yanlışlardan biri de bu. Yani soru eklerindeki ilgeçlerin (edatların) yanlış kullanımı. Geliyim mi, söyliyeyim mi, ağlıyayım mı, başlıyayım mı, yatırıyım mı demek ya da yazmak yanlıştır. Doğrusu geleyim mi, söyleyeyim mi, ağlayayım mı, başlayayım mı, yatırayım mı olmalı... 

    ŞİİR VE NOKTALAMA İŞARETLERİ

  •  Sık yapılan bir başka hata şiirlerde dize sonlarında virgül kullanılması. Yapısı gereği şiirde bir dize ya bir cümledir ya da alt dizelerde tamamlanacak olan bir cümlenin parçasıdır. Bir cümle olması halinde dize sonuna virgül değil nokta konulur. Ki bu da şiirin görselliği, estetiği ve anlatım kaygısı bakımından illa gerekmez. Ustaların noktalama işareti kullanmadan yazdığı pek çok güzel şiir olduğunu hatırlayın. Bir cümlenin parçası olması halinde ise her dizenin sonuna virgül koymak, bir yandan anlamı karmaşıklaştırır, söylemi zayıflatır, bir yandan da görselliği içinden çıkılmaz hale getirir. Eğer şiirde bölünmüş bir cümleden oluşan birden çok dize varsa, anlamı zayıflatmamak, söylem kaybının önüne geçmek amacıyla virgül kullanılabilir. Ama "bu dize bitti, cümle bitmedi, alt dize ya da dizelerde sürüyor" mantığıyla her dize sonuna virgül koyarsanız estetiktek, içerikten ve okuma kolaylığından ödün vermiş olursunuz. 

    BOL NOKTA BOL HATA 

  • Türkçe imla kılavuzunda "yan yana iki nokta" şeklinde bir noktalama işareti yok. Ama "yan yana üç nokta" Türkçe imlasında yer alan bir noktalama işareti. Bunu unutmayın. Milli edebiyat akımının ilk dönemlerinde Latin alfabesine geçişin karmaşası içinde kimi yazarların kullandığı "yan yana iki nokta" yanlışı kısa sürede düzeltildi. Çoğu zaman düzyazıda, özellikle şiirde yapılan bir başka nokta hatası "yan yana üçten çok nokta" ya da "sıralı nokta" koymak. "Sıralı noktalar", kural olarak, bir metinde "bilerek ya da eksik bilgilenme nedeniyle" atlanan veya çıkarılan bölümleri belirtmekte kullanılır. Ya da bir yazının içine herhangi bir metinden bir bölüm alındığında, alınan bölüm metnin başından değil başka bir yerinden başlıyorsa, bunu belirtmek için "sıralı nokta" kullanılır. Siz, şiir ya da düzyazınızdaki cümlelerin sonuna "anlamı ve söylemi güçlendirme" kaygısıyla "üçten fazla" noktayı sıralarsanız, ortaya çıkan anlam budur: Yani kastınızdan çok uzak ve tümüyle yanlış bir anlam. 

    NİDÂ'YI NÂDİM ETMEYİN 

  • Nidâ, bildiğiniz gibi, ünlem işareti. Bu tür düşünce, duygu ve fikirleri içeren cümlerin sonlarında korku, şaşkınlık, hayret, üzüntü benzeri güçlü duyguları belirtmek için konulur. Bağırma, haykırma, isyan etme, zafer düzeyindeki bir sevinci belirtme gibi güçlü duguysallık ve şiddet içeriği bulunan cümleler de ünlem işaretiyle bitirilir. Bilinmeyen, belirlenemeyen, anlam verilemeyen durumların ifade edildiği cümlelerin sonuna bunu vurgulamak amacıyla yine ünlem işareti konulur. 
  • Sık yapılan bir hata, ya da yanlış anlama nedeniyle başvurulan bir yöntem, bu tür cümlelerde güya anlamı güçlendirmek, vurguyu artırmak amacıyla art arda ünlem işaretinin kullanılması. Oysa art arda iki ya da üç ya da dört ya da daha fazla ünlem işareti Türkçe'nin noktalama işaretleri arasında yer almaz. Ünlem işareti bir kez kullanılır ve istenilen vurguyu yapar. Eğer cümleniz zaten doğuştan vurgusuzsa sizin art arda ünlem işareti koymanız onu ne güçlendirir ne de kurtarır. Olsa olsa zayıflığını iyice ortaya çıkarır. Bir yandan da bu kadar kalabalık "nidâ" bir "nidâ"yı "nâdim" eder. Yani üzer. 
  • Yorum (yok) Yorum yaz!

    Divan Edebiyatı Nazım Şiir Şekilleri Biçimleri Türleri

    20/4/2009 ·

    Fuzûlî (1480 -1556)


    FuzuliMehmed oğlu Süleyman, Fuzûlî (d.Kerbela, 1480 - 90? - ö.Kerbela, Bağdat, 1556) Azeri asıllı Türk divan şairidir. Asıl adı Mehmet oğlu Süleyman'dır.

    Öğrenimi hakkında kesin bir bilgi olmayıp, eserlerinden islami bilimler ve dil alanında çok iyi bir eğitim aldığı anlaşılmaktadır. Ayrıca Su Kasidesi'nin 2.beytinde "Âb-gûndur günbed-i devvâr rengi bilmezem Ya muhît olmuş gözümden günbed-i devvâre su" diyerek astronomi bilgisininde iyi olduğunu ortaya koymuştur.Ayrıca hamse sahibidir.

    Türkçe divanının önsözünde,
     Bilimsiz şiir temelsiz duvar gibidir, temelsiz duvar da değersizdir ” demektedir.

    Türkçe divanındaki şiirlerini Azeri lehçesinde yazmıştır. Aynı zamanda Arapça ve Farsça divanlarından bu dilleri de çok iyi bildiği anlaşılmaktadır. Eserlerinde kullandığı dil dönemindeki divan şairlerine göre daha sade, anlaşılır bir Türkçedir. Halk deyişlerinden bolca yararlanmıştır.

    Bedensel zevklerden ziyade tasavvufi bir aşk, ehlibeyte duyulan özlem, ayrılık acısı şiirlerinin konusunu teşkil etmiştir. Duygu ve düşüncelerini çok içten ve lirik bir şekilde ifade etmeyi kolayca başarmıştır. Bu açıdan bakıldığında Türk şiirinde karşılaştırılabileceği tek şair Yunus Emre'dir. Leyla ve Mecnun mesnevisi aynı konuda yazılmış (Arapça ve Farsça dahil) en iyi mesnevilerden biridir.

    İran şiirinden Hafız, Türk şiirinden ise Nesimi ve Nevai çizgisini en başarılı şekilde kemale erdirmiştir. Kendisinden sonra gelen bütün divan şairlerini etkilemiştir.

    Kanuni'nin Bağdat'ı fethinden sonra (1534) padişaha kasideler sunmuştur. Padişah tarafından beğenilen kasideler karşılığında 9 akçelik maaşla ödüllendirilmiştir. Maaşını alamayınca Şikayetnãme'yi yazmıştır. Şikayetnãme Fuzuli'nin en önemli eserlerinden biridir. Şikayetnamesinde Fuzuli şöyle der:

    “ Selam verdim rüşvet değildir diye almadılar.
    Hüküm gösterdim faydasızdır diye mültefit olmadılar ” 

    Çokça zikredilen beyitlerinden bazıları şunlardır:

    Aşk imiş her ne var alemde 
    İlim bir kil ü kal imiş

    Mende Mecnundan füzun aşıklık isti'dadı var 
    Aşık-ı sadık menem Mecnunun ancak adı var

    Hasılım yoh ser-i küyunda beladan gayrı 
    Garazım yoh reh-i aşkında fenadan gayrı

    Eyle sermestem ki idrak etmezem dünya nedir 
    Men kimem saki olan kimdir mey ü sahba nedir

    Dest busi arzusıyle ger ölsem dustlar 
    Kuze eylen toprağım sunun anınla yare su

    Ya rab bela-yı aşk ile kıl müptela meni 
    Bir dem bela-yı aşktan etme cüda meni

    Yılda bir kurban keser halk-ı âlem ıyd içün, 
    Dem be dem saat be saat men senün kurbanınam. 

    Başlıca eserleri

    Hadikatü's-Süeda (Kerbela olayını anlatan düzyazı) 
    Türkçe Divan
    Sıhhat u Maraz (tıp bilgileri) 
    Enis'ül-Kalb 
    Fuzûlî'nin Mektupları 
    Terceme-i Hadis-i Erbain 
    Leyla vü Mecnun (3 bin 96 beyitlik mesnevi) 
    Rind ü Zahid 
    Beng ü Bade ( 444 beyitlik Türkçe mesnevi) 
    Arapça Divan 
    Matlau'l İtikad 
    Heft Cam (tasavvuf içerikli, 327 beyitlik Farsça mesnevi) 
    Saki name(tasavvuf içerikli mesnevisidir) 
    Şikayetnãme(nesir türündedir) 
    Su Kasidesi 

    Eserleri Türkçe, Arapça ve Farsça olmak üzere üç dilde de eser veren Fuzulinin eserlerini şu şekilde sıralayabiliriz:

    Türkçe manzum eserleri: Divan, Beng ü Bade, Leylî vü Mecnûn, Kırk Hadis

    Türkçe mensur eserleri: Hadîkatü's-Suadâ, Mektuplar

    Arapça eserleri: Dîvan (manzum), Matlau'1-itikad (mensur)

    Farsça manzum eserleri: Dîvan, Heft-câm (sâkinâme), Enîsü'1-kalb, Muammeyât

    Farsça mensur eserleri: Rind ü zâhid, Hüsn ü Aşk

    Yorum (yok) Yorum yaz!

    Divan Edebiyatı Mazmunları

    20/4/2009 ·

    Divan Edebiyatının Mazmunları

    Divan edebiyatımız kimilerine göre klasik edebiyat, kimilerine göre eski edebiyat diye nitelendirilir. Divan Edebiyatımızın konusu geleneğin tespit ettiği değişmez yönleriyle ortaya çıkan aşktır. Aşk işlenmesi zorunlu olan bir konudur. Yani şair ister aşık olsun ister olmasın tanınmak istiyorsa mutlaka bunu işlemesi gerekir. Nasıl ki hayatta içkinin damlasını ağzına koymamış bir kimse, şiirlerinde bahsediyorsa meyhanenin güzelliğini anlatıyorsa. İşte bu, divan geleneğinin getirdiği zorunlu bir durumdur. Şair aşktan yabancı kalmaması ve aşkı kendine mihver yapması, kendini muhakkak aşık pozisyonunda göstermesi divan edebiyatında uyulması gereken bir şarttır. Divan Edebiyatında eline kalem alan genç, yaşlı, aşkı hiç tatmayanı, kadın-erkek, hükümdar, sadrazam kim olursa olsun aşk konusunu işlemek zorundadır. Aşkta işlenen sevgili ise tek tiptir. Bu sevgili tipi değişmez. Aşk konusunda söylemek istediğimiz; Divan Edebiyatı aşk merkezli kurulmuştur. Öyle ki aşk temi kaldırılacak olsa divanlar boşalır. geriye küçük bölümler kalır diyebiliriz.

    Divan Edebiyatında Sevgilinin Şekli Özellikleri, Tipi

    Divan Edebiyatı aşk, sevgili( Maşuk), seven ( Aşık) ve rakip arasında gelişen bir hadisedir. Sevgili genelde güzelliğiyle kaprisiyle aşığa hüküm eder durumdadır. Hüküm ve iradeyi elinde tutan sevgili ( maşuk) aşık için daima bir sultan, hükümdar veya sahip sıfatındadır. Aşk ise onun karşısında bir kul, köle veya Geda durumundadır. Konum farkı aynı kalmak şartıyla aşık, aşk derdiyle yatan bir hasta, sevgili ise dermanı kendinde bulunduran bir tabiptir. Veya aşık kendini maşukun zülüm ve kahrına bir kurban, onun öldürücü elinde bir şehit olarak tasavvur eder. Aşığına eziyet, cefa, naz, kahredici ilgisizlik ve vefasızlık divan şiirindeki sevgilinin değişmez özellikleridir. Aşık ise bunlara isyan etmeden kabullenen her cefayı bir lütuf gibi karşılan, aşkın yüksek bir ruh ve tevekkül terbiyesine ermiş bir aşık imajını verir. Bütün eziyet ve cefalara rağmen sevgiliden vazgeçmez.

    Gehi visalini anıp gehi firakını nabi.
    Ne yardan geçe bildik ne ihtiyar edebildik.

    Aşkta en korkulan ise sevgilinin eziyet ve cefadan vazgeçmesidir. Bu onun aşıktan yüz çevirmesi ve artık her şeyin her ümidin bitmesi demektir. Sevgilinin etrafındaki diğer aşıklar ise rakiptir. Rakipler yüzünden aşık, sevgilini karşısında gözden düşeceğinden korkar. Aşkın diğer halleri gibi kıskançlıkta tek taraflıdır. 

    Kıskanan sadece aşıktır. Sevgilinin aşık’ı kıskanması asla söz konusu değildir. Aşığını mesut etmemek isteyen ondan ayrı kaldığında göz yaşı döken veyahut onunla birlikte sevincini paylaşan bir sevgili tipi Divan Edebiyatında yoktur.

    Aşık bütün ıstırap ve şikayetlerine rağmen aşkın terbiye edici tesirinden zevk duyar.

    Bela budur ki alıştı belalarınla gönül.
    Gamında gelsin dikbais-i meserret olur.

    Sevgilinin Fiziki Özellikleri

    Sevgilinin güzelliği Büt ve Cennet Hurisi gibi sıfatlar yanında Afet, Belay-ı Hüsn gibi isimlerle anılır. Sevgilinin özellikleri de gelenek tarafından belirlenmiştir. Şairler bu geleneği elverdiği çerçevede onların güzelliğini anlatırlar. Sevgili de bütün hususiyetleri kendinde toplayarak tek bir güzel afet özelliğine girer. Gelenek sevgilinin güzel tipini boyundan, saçlarından, gözünden, kaşından dudaklarına kadar bütün özelliklerini tespit etmiştir. İşlenişini ise şairler yapmıştır. Gelenekte sevgilinin boyu selvi ağacı gibi uzun, bir oyana bir bu yana sallanarak yürüyen ince belli ( Muy) uzun ve siyah saçlı ( asla sarışın ve kumral yok) yanakları gül gibi kırmızı, ayva tüylü ( Hal) bakışları, kılıç gibi keskin ( gamze) ok gibi yaralayıcı, bazen bakışları sevgiliyi öldürür. Kaşları oku atan birer yay, kirpikleri oktur. Daima sıhhatli yaşı civanlıktan öteye gitmez, ızdırap ve hüzün bilmez bir yapıdadır. Divan Edebiyatında maşuk, birkaç örnek dışında sevgilinin ölmesi söz konusu değildir. Bunun yanında aşık henüz olmamış bir tasavvur şeklinde kendi ölümünü söyler. Hatta kendi mezarından bahseder. Bu arada koku duygusu ile ilgili olarak da onun saçlarının misk kokusundan bahsedilir. Uzun boylu ve ince belli oluşunun yanında büst kısmı ön plana çıkar.

    Yanakları, alnı, saçı,kaşı, göz, kirpik, ağız, dudak, çene, dış hat, ben ve gerdan gibi unsurlar olarak sevgilini oluşturur. Divan Edebiyatı gül sevilen ile bülbül seven ve diken ( Rakip) mazmunları etrafında gelişmiş bir edebiyattır. 

    Mazmunlar ve Divan Şiiri Estetiği 

    Divan şiirinin, bir teşrifat halini almış aşk dairesinden başka, muhtevaca diğer yönleri de şekil dünyası kadar, başlangıcı İran Edebiyatı çıkan geleneğin devamlı tesir ve müdahalesi altında kalmıştır. Bu edebiyatın terbiyesini almış olan şair için geleneğin dışında bir şey tasavvur etmenin, onun tanımadığı, getirmediği başka şeyleri denemenin yollan kapalıdır. Geleneğin hükmü altındaki bu edebiyatta şairden şaire değişen ilham konuları, devirden devire farklılaşan şiir anlayışlan bahis konusu değildir. Ancak asırlar içinde mahallîleşmenin ağır bir yürüyüşle farkına vanlmadan geleneğe ilâve ettiği bazı unsurlardan söz edilebilir. Gelenek dış âlemde görülen her şeyi, yaşanılan her duygu ve her hayat tecrübesini değil, bunlar arasından yaptığı seçimin getirdiklerini şiire işlenecek konu olarak verir. Şairin bunlan bir tarafa bırakıp kendi başına ferdî olarak başka seçimlerde bulunması düşünülemez. Ona düşen, muhteva ve şekilde hazır bulunmayanı aramaya kalkışmaksızın sadece önüne geleneğin getirdiğini, hüner ve sanatını ortaya koyarak arının peteğini doldurduğu gibi işlemektir. Gelenek, divan edebiyatı asırlarında her yeni yetişen şairi, kendinden önce ne mevcut olmuşsa değiştirmeden onu devam ettirmeye, nesilden nesile devralınanı kabullenmeye mecbur kılmıştır. Bütün bu çağların anlayış ve itiyatları zemininde geleneğin süre getirdiğinin dışına çıkmak, sanatın dışına çıkmakla eş değerde bir mâna taşır. Şairin bu edebiyatın bünyesinde yer alabilmesi, bir şair olarak kabul görmesi için ilk şart geleneğe mutlak surette uyması, her şair gibi onun da kendisinden istenileni eksiksiz ve kusursuz olarak yerine getirmeye çalışmasıdır. Böyle hareket etmediği takdirde acemi ve ehliyetsiz bir şiir heveslisi sayılması veya bir çöğür şairi muamelesi görmesi kaçınılmazdır. Bu edebiyatın disiplinini kabul ettikten sonra şairden beklenen, kendisine geleneğin tanıdığı imkân ve sınırlar içinde, müesses değer ölçülerine en uygun ve en üst seviyede sanat göstermesidir.

    Bir şairin ele alabileceği konular, şiiri nin dolaşabileceği ilham sahaları gelenek tarafından daha asırlar öncesinden seçilmiş olduktan başka, bunların hangi unsurlarla ve nasıl işleneceği de değişmez estetik prensiplere bağlanmıştır. Geleneğin sınırlı şekilde sunduğu konulardan birini şair. o zamana kadar be­nimsenmiş unsurları bir tarafa bırakarak onlar yokmuşçasına doğrudan doğruya kendi müşahedelerinin, kendi ferdî tesbitlerinin hazırladığı unsurlara dayanarak işlemek serbestlik ve cesaretini kendinde bulamaz.

    Divan şairi, kendisine geleneğin getirdiği hazır unsur ve malzemeden hareket etmek durumundadır. Belirli konular ve duygular etrafındaki bu hazır unsurlar divan şiirinin değişmez motiflerini meydana getirir. Bu motifler sisteminde şairin ele alacağı her unsur, geleneğin önceden belirlemiş olduğu ilgiler ve imajlarla kapalı bir daire teşkil eder. Bunlardan her birinin beraberinde başka neleri getireceği, nelerle birlikte ele alınacağı, çağrıştıracağı unsurlar, hangi imajlarla kullanılacağı önceden bellidir. "Gül" dendiğinde veya sevgilinin yüzünden bahsedildiğinde ardından nelerin geleceği, nelerin gelmesi gerekeceği başından bilinir. Devamlı okuduğu, elinden düşürmediği divanların terbiyesini almış olan şairin zihninde bunlar çoktan yerini almış ve hazır vaziyettedir. Şair motifler içindeki bu ilgileri parçalayıp unsurlan başka şekillerde başka yerlerde kullanarak gelenektekini bozamaz; asırlann getirdiği ve öğrettiği ne ise bütün bu hazır unsurları o çerçeveye göre İfade edip İşlemek mecburiyetindedir. Divan şiirinde her motif bir bağlı unsurlar grubudur. Bu grubun içinden herhangi bir unsur zikredildiğinde öteki unsurlar, biri yahut birkaçı ile onun beraberinde gelir. Bir motif bu gibi unsurlarla ne kadar çok yüklü olur sa ifade o kadar "cemiyetli" olma meziyetini taşır. Burada serbest, herkeste başka başka olan bir çağrışım yerine, hadleri önceden belli ve her şairde beraberinde aynı unsurları getiren bir çağ­rışım mekanizması kendini gösterir. Her bir bağlı motif dairesinde neyin neyle beraber olacağı, neyin neyi takip edeceği önceden belirlenmiş bir çağrışımlar ağı. hangi şeyin hangi şeye benzetilebileceği başından tesbit edilmiş bir imaj örgüsü vardır. İşte motiflerdeki. biri söylenince ötekilerin de zihinde ve ifadede onun ardı sıra hazır bulunduğu bu bağlı unsurlar "mazmun" denen şeyi meydana getirir. Motiflerin bünyesinde mevcut bağlı unsurlar arasındaki belirli ve değişmez münasebeti ifade için mazmun terimi kullanılmıştır. Açık bir tarifi yapılmayan, lugatlarda gösterilen günümüz için yetersiz mânaların ötesinde yeni bir mâna almış bulunan bu sözle, bağlı unsurlar ve aralarında belirlenmiş münasebetlerin kastedilmekte olduğunu, divan şiirinin büyük bir âliminin şu ifadelerinde açıkça görmek mümkündür; "Klasik edebiyat çok defa muayyen mazmunlar etrafında dolaştığı için kelimeyi bulmak artık kolaylaşmış demektir.Birinci mısradaki lâle kelimesine nazaran ikinci mısrada da bir çiçek bulunması zaruridir.

    'Altın piyale' karînesiyle bu çiçeğin, san kadeh şeklinde ve şarap mazmununu ihtiva eden bir çiçek olması lâzım gelir. Bu vasıflan kendinde cemeden ise ancak 'nergis'tir. Çünkü divan edebiyatında çiçekler çok mahduddur. Nergisin bir ismi de zerrin kadehtir ve nergis daima mest, mahmur olarak tavsif edilir". "Bulacağımız kelime zülfe ait mazmunlardan olacak ve virane ve hazine ile münasebetdar bulunacaktır. Viranede hazineyi bekleyen ejderha tasavvuru aynı zamanda 'zülfe ait bir mazmun olup dilrübâ ile de kafiyedardır. Aranılan kelime de budur.Divan edebiyatı mazmunlarına nazaran denen' yokluktur. Öldürmek kelimesi ile bu mazmunun hakkı verilmiştir. Ancak öldürmek kelimesinde Ölüm ve fena mefhumlarından manada bir de kan' mânası vardır. Bunu ifade edecek kırmızı renk, ancak bize -dudağa aidiyeti şartıyla- lal, şarab, gonca mazmunlarını getirir"

    Mazmunun divan şiirinde bir motifteki bağlı unsur, yani biri zikredildiğinde diğeri de mutlaka onunla beraber gelen hazır unsurlar İlgisi demek olduğu, araştırmacıların dikkatinden kaçmış olan şu metinde de ayrıca görülür; "... Çünki erbâb-ı suhan. inşâd-ı nazm ü nesirde münasebet ve müşabehet arayıp o yolda sarf-ı mezâmîn eylediler. Yani her nerede 'gül' zikrettiler ise akabinde 'bül bül' getirdiler. Hangi mahalde ki nâie-i uşşâkı feryâd-ı bülbüle nisbetle zikret meyi murad eylediler ise nihâi-i kâmet-i mahbübu güle teşbih ile vird-i mezâmî-ni destelediler" (Ali Cemâleddin, Arûz-ı Türkî. İstanbul 1291, s. 116-1 171.)

    Bağlı unsurlar arasındaki münasebet açık yahut derece derece gizli olabilir. Mazmun sözünde kök mânası itibariyle bir gizlilik, gizli oluş kavramı vardır. Lugatlanmızın çoğunda mazmun kelimesine "mâna. meal. esas fikir" gibi divan şiirinde ifade ettiği hususu karşılamayan birtakım mânalar verilmiştir. Bununla beraber "bir şeyin diğer bir şeyin içinde olması" mânasını taşıyan zımn kelimesinden hareketle bazı lugatlarda "bir ifadenin içindeki gizli mâna" diye açıklanmak suretiyle bu kelimenin terim mânasına oldukça yaklaşıldığı görülmektedir: "Bir ma'nâyı hafiyi mutazammın olan kelimeye denir. 

    Dikkatle anlaşılan ince ve dakîk mâna; bir söz ve ibareden çıkan gizli mefhum; iyi düşünülmüş ince manalı zarif söz, mazmun" (Ali Seydî, Resimli Kâmûs-ı Os-mânî, İstanbul1330, s. 948);

    "Bir şeyden zımnen anlaşılan mâna. mefhum, meâ!" (Hüseyin Kâzım Kadri,Türk Lügati, İstan bul 1943, III, 3691)

    Tarifinin yapılmasına ihtiyaç görülmeksizin edebiyatçılar ve edebiyat tarihçileri tarafından çok defa kiişe söz, basma kalıp hayal veya mecazlı söz yerine kullanılagelen mazmun kavramının ne olduğu yahut ne olmadığı son zamanlarda münakaşa zeminine getirilmiş, bu konuda farklı düşünceler ileri sürülmüş tür. Bunlardan bazılarında lugatlarda gösterilen mânaya göre izah şekli geti rilmeye çalışılmış, bazıları meseleyi edebî sanatlar bakımından ele almış, aşağıdaki yazılardan sonuncusunda ise meselenin mahiyetine daha fazla yaklaşılmıştır.

    Mazmunda, bir ibaredeki kelimelerin ilk bakışta anlaşılan mânasının ardında gizli bir veya birkaç mâna vardır. Onunla ismi söylenmeden başka bir varlık veya hale işaret edilir. Esas söylenmek istenen şey arka plandadır. Bu gizlenmiş mâna. mazmunun bünyesindeki bağlı unsurlardan birinin veya birkaçının yardımı ile belli olur. Mazmun esas itibariyle daha çok. bir objenin veya bir halin kendisini söylemek yerine, bağlı unsurlarda mevcut vasıflarından birini veya daha fazlasını belirtecek ip uçarı verilmek suretiyle dolaylı bir şekilde ifade olunması demektir. Bir şeyi, adını anmaksızın onu çağrıştıracak yönlerini öne çıkararak gizli tutma mazmunun mekanizmasını meydana getirir. 

    Mazmunda görünüşteki mânanın ötesindeki asıl mâna, ifadeye onu gizleyen bir hünerle yerleştirilir. Bu bakımdan mazmun kurmada edebî sanatların birinci derecede rolü vardır. Edebî sanatlar, arka plandaki mâna münasebetini kurma ve hissettirme yönünden mühim bir fonksiyon görürler. Mazmunlarda en başta teşbih, istiare, mürâât-ı nazîr ve hüsn-i ta'lîl, mecâz-ı mürsel ve tevriye yanında Telmih sanatı da başlı başına rol oynamaktadır. Mazmunda arka planın kurulması, çeşitli çağrışım unsurlarına ve karinelere ihtiyaç gösterdiğinden onun rükünleri bir mısra, çok defa da bir beyit hacminde yer kaplar.

    Mazmunlu bir ibarenin kelimelerinin sadece lügat mânasını bilmek mazmunda gizli olan şeyi anlamaya yetmez. Onu bulabilmek için başka şeylerin bilinmesine, her şeyden önce yeterli derecede bir divan şiiri kültürüne ihtiyaç vardır. Bir ifadenin sadece ön mânasına bakmakla mazmun atlanmış, oradaki estetik mesaj gözden kaçırılmış olur. 

    Mazmunda gizli olarak ifade edilen şey, üzerinde düşünülerek ve okuyanın divan şiiri kültürünün derecesi nisbetinde çözülebilir.

    Mazmunu sembol ile karıştırmamalıdır. Sembol, birbirinden çok farklı yorumlarla mânalandırılabilirken mazmunda herkesçe aynı şekilde bulunabilecek belirli bir mâna vardır. Belirli tasavvurları taşıyan belirli kelimeler arasında kurulan bağlantı ile meydana gelen mazmunda şairin ne demek İstediği anahtarı belli bir şifre gibi çözülebilir. Mazmunlardaki esas mânayı bulmak divan şiiri kültürünün derecesi nisbetinde mümkündür. Mazmunları çözecek anahtarı ancak divan şiiri kültürü verir. Divan şiiri motifleri ve bunlardaki bağlı unsurlar tanındığı nisbette mazmunların dünyasına girmek mümkün olmaktadır.

    İfadeyi mazmuna dökmek şairde aranan baş meziyetlerdendir. "Bikr-i maz mun" (mazmunda orijinallik) divan şairi için estetik bir ideal olduğu gibi onun sanat kabiliyeti için de bir değer ölçüsü sayılmıştır. Taşıdığı bağlı unsurları, benzeyen ile benzetileni, hatta kelimeleri bile aşağı yukarı olduğu gibi muhafaza etmek şartıyla bir mazmunu başkalarından farklı şekilde ifade edebilmek, ona yeni bir söyleyiş bulmak "nükte" sözü ile belirtilen bir meziyettir. Bazı lugatlarda mazmun için "nükteli, cinaslı, sanatlı söz" denmesi bundan dolayıdır. Arap ve Fars lugatlarında mazmun hakkında yer almamış bu mânalar Türk lugatçıları tarafından tesbit edilmiştir. Bu tariflerde "cinas" sözü ile anlatılmak istenen şey, malum lafız sanatı olmayıp mazmunda biri dış. öteki iç planda olmak üzere çift mâna bulunmasıdır. "Nâ-güfte"nîn (söylenmemiş) karşılığı olarak kullanılan "bikr" kelimesi mazmunu alışılmışın, söylenilegelenin ötesinde, başkalarında görülmedik tarzda kullanmayı belirtir ve buna bağlı olarak aynı zamanda buluş inceliği ve zarafet mânasını da taşır. Bu söz mazmunda şairin yaratıcı gücünü, orijinal olma kabiliyetini ifade eder. Başka şairterdekilerin bir tekrarı veya taklidi ve benzeri olmaktan çıkmış mazmunlar böyle bir tavsife lâyık görülmüştür.

    Mazmunu tek ve umumi bir çerçeve içinde görmek yerine değişik mazmun tiplerinden bahsetmek daha uygun olur. Bunlardan "basit" diye vasıflandırılabilecek mazmunlarda, bağlı unsurlar arasındaki sabit ve belirli münasebet kolayca kendini belli eder. "Gül" denince ardından hemen "bülbül'ün ortaya çıkması gibi aradaki bağlantının kolayca farkedilebileceği mazmunlar bu gruba girer. Bu tip mazmunlarda daha çok mürâât-ı nazîr. Hüsn-i ta'lîl ve mecâz-ı mürsel yapısı vardır. Dış mânanın ardında birden fazla mânanın ve birçok bağlı unsurun iç içe bulunduğu mazmunları da "karmaşık" mürekkeb. komplike mazmun olarak kabul etmelidir. Divan şiiri estetiğinde asıl makbul olan. Takdir uyandıran, taşıdığı addaki gizlilik kavramına uygun düşecek yapıdaki bu mazmunlardır.

    Mazmunlar için, gerçek hayattaki bir müşahedenin gösterdiği gerçek bir münasebeti ifade eden; esası gerçekte olmayıp sadece zihinde kurulmuş bir münasebeti belirten; cemiyetteki bir inanca, bir Örfe dayanan; öğrenilmiş bilgilere, önceden bir bilinene yönelik telmihler; objeyi başka bir obje ile benzerlik bakımından münasebetli kılan, bunlardan birini diğerinin yerine geçirenTeşbih-Benzetmeİstiare-Eğretileme ve mürâât-ı nazîr sanatı, me câz-ı mürselsanatı, Hüsn-i TalilTevriye sanatı ve diğer edebî sanatlar üzerine kurulu olmak üzere bir tip tasnif düşünülebilir. Ancak bir değil birçok sanatın bir arada yer aldığı mazmunların da bulunduğu ve bunların hiç de az olmadığı unutulmamalıdır.

    Başlangıçta, içindeki gizli mâna ve münasebet kolayca çözülebilen mazmunlar asırdan aşıra gittikçe kapalılık ve kesiftik kazanmış, hele "sebk-i Hindi" denilenüslûp estetiğinin tesiriyle bilhassa XVII. asırdan itibaren, anlaşılabilmek için okuyucudan ileri bir kültür ve divan şiiri bilgisi isteyen bir giriftliğe bürünmüştür.

    Mazmunlardaki esas maksadı ve ön mânanın ardında asıl söylenmek isteneni hakkıyla kavrayabilmek ve bulabilmek için ilk şart divan şiirinin imaj sistemini iyice tanımaktır. Divan şairleri bunu geçmişin büyük üstatlarını çok okumak suretiyle elde edebildikleri gibi okuyucunun da aynı yolu takip etmesi gerekir. Bir hocadan edinilen şifahî kültür yanında Hafız-ı Şirazi'nin Hafız divanı üzerindeki gibi şerhler, birtakım mazmun cedvelleri bu hususta ayrıca kılavuzluk etmekteydi. 20. asırda ülkemizde metin şerhinin müstakil bir üniversite disiplini haline gelmesiyle başlamış olan çalışmalar, Ferit Kam, Ali Nihad Tarlan gibi otoritelerin eser ve katkıları, yeni nesillerden araştırmacıların incelemeleri, mazmunların günümüz için kapalı kalmış dünyasının kapılarını aralamaktadır.

    Divan şiiri, mazmunların içindeki gizli âlemle temas kurabildiği ölçüde okuyucuya fikrî planda estetik bir zevk verir. Çeşitli, iç içe İmajlar, üslûp kıvrılışları, birbirini kovalayan çağrışımlar İçinden tattırdığı keşif zevki divan şiiri estetiğinin özellikleri başında gelir. Bu. divan şiirinin zihnf ve zevkte kültüre hitap eden yönünü meydana getirir.

    Divan şiirinin imaj sistemi yanında Kur'an-ı Kerîm, hadis, kelâm. İsiâm tarihi. İranmitolojisi ve astronomi de dahil olmak üzere Ortaçağ ilimlerine ait bilgilerle donanmış bir kültür, beraberinde mazmunlarda bunlara dair telmihlerin anahtarlarını da getirir. 

    Ayrıca eski Osmanlı cemiyetini günlük hayatı ile. bunun içinde kıyafetten kullanılan eşyaya, çeşitli sosyal görüntü, âdet ve inançlarına kadar tanımış olmak, geçmiş yaşayıştan birçok akisler getiren bu mazmunlarda çok şeyi sezmekte yardımcı olacaktır. 

    Hayattan uzak bulunduğu, kapılarını gerçek hayata kapamış olduğu sanılan, yahut böyle bir iddia ile tanıtılmaya çalışılan divan şiirinin tabanında nasıl bir sosyal hayatın bulunduğu, özellikle mazmunların ondan nasıl akisler taşıdığı ancak böyle bir hazırlıkla anlaşılabilir. Mazmunlar etrafında yapılan ciddi her yeni araştırma ile divan şiirinin farkedememiş yahut hiç görülmek istenmemiş bu cephesi artık kendini göstermeye başlamıştır.

    Divan şiirinin mazmun estetiği, kendi içinde olumlu yönleri yanında tenkidi davet etmiş aşırılıklara da zemin hazır lamıştır. Her şeyi mazmuna dökmekte ifrat ve mazmunu giriftleştirme arzusu bu estetik ameliyeyi bir noktada bulmacaya döndürmüş, onu bir bilmece seviyesine indirmiştir. Divan şairlerinin mazmuna verdikleri değer ve mazmun düşkünlüğü dolayısıyla divan şiiri bir mazmun edebiyatı sayılmış, onların yaptıkları iş "mazmun avcılığından, diğer bir tabirle "mazmun -perdazlık'tan ibaret görülmüştür.

    Mazmunu meydana getiren bağlı unsurların belli ve bir noktada sınırlı oluşu divan şiirinin lugatına da tesir etmiş, dilin mazmunlar etrafında belirli bir kadro içinde kalmasına yol açmıştır. Buna mukabil mazmunu en ustalıklı bir şekilde kurabilmek endişesiyle her kelime titizlikle seçilmiş, her birinin çağnşım kabiliyeti dikkatle göz önünde tutulmuştur. Divan şiiri, mazmunlardaki belirli münasebetlerin çizdiği daire içinde hapsolurken öte yandan yine bunlar vasıtasıyla en ince en zarif buluş ve deyişlerini kazanır.

    Divan şiirinde mazmunlar, imajlar ne kadar hazır ve ortaklaşa unsurlar olursa olsun divan şairlerini aralarında fark bulunmayan, belirli ve değişmez bir şematizmin uygulayıcıları durumuna getirmemiştir. Malzemenin müşterek olmasına mukabil sanatta seviyesini bulmuş her divan şairi bunları işleyişte farklılık ve ayrı birer şahsiyet göstermiştir. Kullandıkları malzeme birbirinin aynı olduğu halde ne Baki ne Fuzuli ne Nefi ne Nedim Şeyh Galip birbirlerinin aynıdır. Nasıl ki beden ve iskelet yapısı ile aynı vücut teşekkülâtına sahip oldukları halde insanlar birbirlerinden ayrı bir görünüş ve çehrede iseler, divan şiirinin malzemece iskeleti hükmünde olan mazmun ve sabit imajların müşterek ve aynı olmasına rağmen şahsiyet sahibi olmuş her şair de bunları işleyiş ve ifadelendirişte birbirlerinden farklıdırlar. Kullandıkları mazmunların malzemesinin müşterek ve aynı oluşuna bakarak bütün divan şairlerinin birbirinin tıpatıp aynı şeyler söylediklerini sanmakla, röntgende beden hususiyetlerinin, dış görünüşe ait farkların silinip ortadan kalkması ile herkesin sadece aynı iskelet teşekkülâtında görünmesinden dolayı bütün insanların tamamen birbirlerinin benzeri olduğunu söylemek arasında fark yoktur.

    Sözü en çok edilen taraflarından biri olmakla beraber divan şiirinin mazmunları henüz etraflı ve derin incelemelerden mahrum bulunmaktadır. Farklı tip ve yapıda oldukları hissedilen bu mazmunların ciddi bir şekilde incelenmesin den sonra onlar hakkında isabetli hüküm ve değerlendirmelere varmak mümkün olacaktır. Yalnız şu nokta da hemen belirtilmelidir ki bütün divan şiiri mazmunlardan ibaret içinde mazmundan başka bir şey bulunmayan bir edebiyat sanatı değildir. Çoğunluğu kuran bir unsur olmakla beraber onun yanında mazmun kadrosu içine sokulamayacak söyleyişler de yer almaktadır. Bunlara umumiyetle ya divan şiirinin icaplarına lâyıkıyla ayak uyduramamış şairlerde, yahut yüksek seviyeli şiirleri, kullandıkları kuvvetli mazmunları ile kendilerini ispatlamış üstatlarda rastlanır. Sanatlarına her bakımdan hâkim olan bu şairler kendilerinde mazmun dışına çıkmak cesaretini bulmuşlardır. Bu mazmun dışı ifadeler çok defa şairin en samimi ve tabii ifadelerini meydana getirir. Divan şiiri bunlarda çok defa en seçkin, en unutulmaz mısralarına yükselir. Namık Kemal 'in birçok yönlerinden cephe aldığı divan şiirinde, "sade fikir” diye bir ölçü ile adlandırıp o kadar beğendiği ifadeler ekseriya bunlardır.

    Yorum (yok) Yorum yaz!

    DİVAN EDEBİYATI (SARAY EDEBİYATI,KLASİK EDEBİYAT)

    20/4/2009 ·

    Divan edebiyatı, Türklerin İslâm dinini benimsemesinden sonra ortaya çıkan yazılı edebiyattır. Arap ve Fars edebiyatının etkisi altında gelişmiştir. Bu etki, Arapça ve Farsça sözcüklerin Türkçe’ye girmesinin yanı sıra, bu dillerin anlatım biçimlerinin benimsenmesiyle de kendini gösterir. Bu edebiyata Divan edebiyatı denmesinin nedeni, şâirlerin şiirlerini divan denen el yazması kitaplarda toplamış olmalarıdır.

    İslâm dininin benimsenmesinden sonra,Kuran’ın Arapça olmasından dolayı pek çok toplumun kültür dili değişime uğradı. İranlılar 9. yüzyılda edebiyat ürünlerini, Yeni Farsça diye adlandırılan bir dille vermeye başladılar. İran edebiyatının bu ürünlerinden Türk edebiyatı büyük ölçüde etkilenmiştir. Öte yandan Anadolu'da kurulan Türk devletleri, resmi yazışma dili olarak Arapça ve Farsça’yı kullandılar. Bu durum edebiyat dilinin değişmesine de yol açtı. Özellikle saray çevresindeki şairler ve yazarlar, yapıtlarını Arapça ve Farsça yazmaya başladılar. Osmanlı Devleti döneminde Arapça ve Farsça'nın yoğun etkisinde kalmış olan Osmanlıca dili divan edebiyatında kullanılan ana dildir.

    Divan Edebiyatı'nda nazım birimi

    Bir Osmanlı bahçe eğlencesi: şâir, misâfir ve sâki betimlemesi. 16. yüzyıl, Dîvân-ıBâkî`den.Nazım sözlük anlamıyla "sıra", "düzen" demektir. Ama Divan edebiyatında nazım dendiğinde şiir anlaşılır. Divan edebiyatı, daha çok şiir türünde örnekler içerir ve düzyazı ürünler azdır. Divan şiiri, kurallarını Arap ve İran edebiyatından alan aruz ölçüsüyle yazılmıştır. Bunun yanında Nedim veŞeyh Galip gibi bazı şairlerde hece ölçüsüyle yazılmış şiirlere de rastlamak mümkündür. Divan şiirinde daha çok Kur'an, Muhammed'in sözleri olan hadisler, peygamber ve kutsal kişilere ilişkin öykülertasavvufun ortaya attığı sorular, ünlü bir İran efsanesini konu alan Şehname gibi konular işlenmiştir. Bu şiirlerde Türk kültürüne ilişkin ögelerden de yararlanılmıştır.

    Divan şairi bu konuları, aruz ölçüleri içinde ve çok yaygın biçimiyle beyitlerle yazmıştır. Tek satırdan oluşan dize ya da mısra, genelde şiirin en küçük birimidir. Divan şiirinde ise en küçük birim beyitten, yani iki mısradan oluşur. Sözcük olarakbeyit “ev” anlamına gelir. Mısra' ise, çift kanatlı bir kapının kanatlarından her birine verilen addır.

    Aruz ölçüsünde açık ve kapalı heceler çeşitli kalıplarda, kendilerine özgü bir düzen içinde sıralanır. Şairler eserlerini yazarken seçtikleri kalıba mutlaka uymak zorundadır. Aruz, esas olarak hecelerin uzunluğu ve kısalığı temeline dayanan bir şiir ölçüsüdür. Aruz ölçüsünü bir öğreti biçiminde ilk olarak ortaya koyan ünlü Arap dilcisi İmam Halil bin Ahmed'dir. Aruz ölçüsü, Arap, Türk, Fars, Afgan, Pakistan ve kısmen Hint edebiyatında kullanılmıştır. Türklerin İslamiyet’i kabul etmelerinden sonra medrese kültürü ile yetişen şairlerin Farsça’yı edebiyat dili olarak benimsemeleri, aruzun Türk edebiyatına da girmesini sağlamıştır.

    Aruz ölçüsü nazım şekillerine göre değişik kalıplarda kullanılır. Örneğin Rubâinazım şekli ahreb ve ahrem adı verilen belli aruz kalıplarıyla yazılabilir. Rubai'de mısralar; a+a+b+a şeklinde kafiyelidir.

    Divan Şiiri'nin nazım biçimleri

    Ölçülü ve kafiyeli söz ya da yazıya "manzum" ya da "manzume" denir. Şiirde mısra' sayısı, dörtlük sayısı, sıralanış düzeni, kafiye yapısı gibi dış özelliklerin tümü, nazım biçimini oluşturur. Divan şiirinde pek çok nazım biçimi vardır, ama bazıları daha yaygın olarak kullanılmıştır.

    Divan Edebiyatı ;

    Dini nazım biçimleri :Tevhid Münacat Na't Medh-i çar-yar-ı güzin) Maktel-i Hüseyin Miraciye Hilye Mevlid Kırk hadis Menkıbname Kısse 

    Ladini nazım biçimleri : Bahariye, Cemreviye, Fahriye, Mersiye, Medhiye, Gazavatname, Sahilname, Sâkiname, Kıyafetname, Sürname, Hamamname, Şehrengiz, Hicviye, Hezliyat, Tarih düşürme, Muamma, Lugaz, Dariye, Rahşiye

    Dini nesir biçimleri :Evliya tezkiresi, Kısas-ı enbiya, Siyer

    Ladini nesir biçimleri :Tezkire, Tarih, Sefaretname, Seyahatname, Siyasetname,Münazara, Münşeat

    Söz sanatları : Mecaz Mecaz-ı mürsel Teşbih Telmih Tecahül-i arif İstiareTevriye Hüsn-i talil Leff ü neşr Kinaye Teşhis ve intak Tekrir

    Ayrıca bakınız>> Divan Edebiyayında Nesir (Düz yazı)

    Divan Şiiri'nin konuları ve özellikleri :

    Aşk teması,divan şiirinin merkezini oluşturur.Divan edebiyatı eserlerinde aşk-aşık-maşuk kalıbı her daim bulunur. Aşk uzlaşımsaldır; yani temel özellikleri hiç değişmez. Mesela bütün aşklar tek yanlıdır, aşık hep sever, acı çeker, hiçbir karşılık görmez, her zaman ondan ayrı kalışını dile getirir; ayrıca rakipleri de vardır. Bu yüzden hep kıskançlık içinde kıvranır durur. Sevgili ise hemen her zaman aşığa ilgisiz davranır, onu tanımazlıktan gelir. Sevgili (maşuk) hep bir sultan, efendi, sahip kimliğinde gösterilir. Sevgili şah, aşık ise kuldur. Aşık için en tehlikeli durum, sevgilinin eziyet ve cefa çektirmekten vazgeçmesidir.Divan şiirinde betimlenen sevgili tipi de tektir ve değişmez. Bütün divan şairleri farklı çağrışımlara yol açabilecek mazmunlar kullansalar da, gerçekte tek bir tip sevgili imajı çizerler. Bu geleneksel sevgili tipinin boyu servi gibi uzun, beli ince, saçları uzun ve siyah, yanakları gül kırmızısı, gözleri siyah, bakışları kılıç gibi keskin, ok gibi yaralayıcıdır. Başka bir özelliği de hep genç oluşudur. Böyle betimlenen sevgilinin aşığının (yani şairin) gözyaşı Nil ya da Fırat ırmakları gibi akar. Divan şiirinde bütün şairlerin kullandığı bu tür benzetmelere “mazmun” denir. Bu mazmunları yerli yerinde ve başarılı bir biçimde kullananlar başarılı şair sayılırdı.

    Divan şiirinde aşk 2 türlü işlenmiştir. Dünyevi aşk ve ilahi aşk. Aşk konusu ozanın dünya görüşüne koşut olarak anlam kazanırdı.(ilahi aşk) Tasavvuf yoluna giren ozan için amaç mutlak güzellik olan tanrıya kavuşmaktır. Bu da ancak maddeden sıyrılıp benliği yitirmek ve aşk (dervişlik) yoluna girmekle olur. İlahi aşk; maddi aşkla başlar: dünya üstündeki bir güzele aşık olan ozan, dünyanın güzelliklerine aşık olan ozan, bu durumu soyutlama yoluyla ilahi aşka dönüştürür ve Tanrı’nın benliğine kavuşmaya çalışır; Tanrı’da kendi benliğini eritme anlamına gelen “fenafillah” aşamasına erişince de gerçek mutluluğu bulur. Ama bu aşama ölümden sonra gerçekleşebilecektir. Divan şiirinde sevgilinin, erkek kimliğinde görülmesi, doğrudan doğruya tasavvuftan kaynaklanır. Yunan düşünürü Platon’a kadar uzanan bu yaklaşımda, en saf ve en gerçek aşk önemlidir; tensel zevkler, cinsellik söz konusu edilemez. Tensel zevkler ancak neslin devamı sağlanması açısından kadınlara duyulan aşklarda söz konusu olabilir. Bu nedenle Tanrı’nın gerçek güzelliğinin yansıdığı, gerçek aşk kaynağı genç erkekler, ilahi aşkın nesnesi olmuştur.(dünyevi aşk) Aşk konusu, yaşama bağlı ozanlar tarafından da dindışı bir anlayışla ele alınmış ve işlenmiştir. Yaşamdaki güzellikler ve güzelliğiyle simgeleşen kadın, divan şiirinde önemli yer tutar. Dünya nimetlerine bağlı divan edebiyatı ozanları, bu nimetlerden zevk alarak yararlanmasını bilmişlerdir. Söz konusu ozanlar için kadın tapılacak biridir: güzelliğiyle büyüler, zaman zaman ilgi gösterip zaman zaman rakipleriyle gönül eğlendirerek ağşığını üzer. Aşık sürekli bir üzüntü içinde kıvranıp durur, daha doğrusu platonik aşkın girdabında boğulacak gibi olur.

    Divan şirinde yaygın işlenen konulardan biri de doğadır. Ama doğa, şairin hünerini göstermesi için bir araçtır. Çünkü şair, doğayı kendisinin gördüğü gibi değil, önceki usta şairlerin gözüyle yansıtır. Doğa, daha çok kasidelerin ve mesnevilerin konusu olmuştur. Bahar ve kış mevsimleri o kadar çok işlenmiştir ki, bu iki mevsimi anlatan şiirlere ayrı adlar bile verilmiştir. Baharı anlatan şiirlere bahariye, kışı anlatanlara da şitaiye denmiştir. Bahar, şair için sevinç kaynağıdır. Bahar için yapılan benzetmelerden biri sultandır. Örneğin bahar sultanı ordusunu toplar, kış sultanına hücum ederek onu yener. Bâkî'nin "Bahar Kasidesi", en güzel bahariye örneğidir. Bahar betimlenirken gül, bülbül, lâle, sümbül, çimen gibi sözcüklere sıkça başvurulmuştur. Divan şairine göre bahar, yaşam ve canlılığın kaynağıdır. Kış ise can sıkıcı ve bunaltıcıdır; zalim bir padişaha benzetilir.

    Divan şiirinde, işlendiği biçimiyle doğa belli öğelerle sınırlı kalmıştı. Örneğin orman, dağ, ova, rüzgâr, yağmur gibi öğeler Divan şiirinde hemen hiç kullanılmamıştır. Divan şiirinde kayıklar vardır, ama deniz yoktur. Divan şiirinde bilinçli olarak yapay bir dünya yaratılmıştır.

    Divan Şiiri'nde söz sanatları

    Divan şairinin başarılı olabilmesi için dilin inceliklerini bilmesi gerekirdi. Şairin söz sanatlarındaki ustalığı şiirinin değerini arttırırdı. Bu nedenle şairler, hüsn-i ta'lilve teşbih sanatına sıkça başvurmuşlardır. Hüsn-i ta'lil, nedeni bilinen bir olayı, daha güzel biçimde açıklama ve anlamlandırma sanatıdır. Benzetme de denen teşbih ise, bir durumu, bir oluşu, bir varlığı daha güzel bir duruma, bir oluşa, bir varlığa benzetmektir. Divan şairi için benzetilenler, daha doğrusu neyin neye benzetileceği belliydi ve kalıplaşmıştı. Bu amaçla hazırlanmış listeler bile vardı. Ama asıl yenilik hüsn-i ta'lil sanatıyla ortaya koyulurdu. Böylece şair bir sözcüğe ya da deyime, kullandığı dili iyi bilmesi oranında artan anlamlar yüklenmiş oluyordu...

    Divan Edebiyatında Nesir

    Divan edebiyatında üç tür düzyazı biçimi vardır. Yalın düzyazı, süslü düzyazı ve orta düzyazı. Yalın düzyazıda halkın konuştuğu dil kullanılmış, halk kitapları, halk öyküleri, Kur’an tefsirleri, hadis açıklamaları bu türde yazılmıştır.

    Süslü düzyazıda hüner ve marifet göstermek amaçlanmıştır. Bu türe genellikle medrese öğrenimi görmüş, Osmanlıca’yı iyi bilen yazarlar yönelmiştir. Çok uzun cümlelerin, bol söz ve anlam oyunlarının göze çarptığı bu türün en belirgin örneklerini Veysi ve Nergisi vermiştir. Süslü düzyazıda çok ürün verilmiş bir alan da tezkire’dir. Bu türün ilk klasik örneğini, 16. yüzyılda Aşık Çelebi yazmış ve tezkire geleneği 19. yüzyılda Fatih Efendi’ye değin sürmüştür.

    Orta düzyazı ise, divan edebiyatının hemen hemen bütün klasik yazarlarının yazdığı bir türdür. Belirgin özellikleri, söz ve anlam oyunlarından, hüner ve marifet göstermekten kaçınılmış ve içeriğin ön planda tutulmuş olmasıdır. Özellikle tarih, gezi, coğrafya ve din kitapları bu türde yazıldı.

    Divan Edebiyatı'nın tarihsel gelişimi

    Divan edebiyatının ilk örnekleri 13. yüzyılda ortaya çıktı. Bu edebiyatın ilk ürünlerini veren Mevlana Celaleddini Rumi bütün yapıtlarını Farsça yazdı. Aynı yüzyılın bir başka büyük şairi Hoca Dehhani'ydi. Horasan'dan gelip Konya'ya yerleşen Dehhani, özellikle İranlı şair Firdevsi’nin etkisinde şiirler kaleme aldı. 14. yüzyılda Konya, Niğde, Kastamonu, Sinop, Sivas, Kırşehir, İznik, Bursa gibi kültür merkezlerinde şairler ve yazarlar Divan edebiyatının yeni örneklerini verdiler. Bunların çoğu kahramanlık hikâyeleri, öğretici, eğitici ve dinsel yapıtlardı. Bu arada İran edebiyatının konuları da Türk edebiyatına girmeye başladı. Mesud bin Ahmed ile yeğeni İzzeddin'in 1350'de yazdıkları Süheyl ü Nevbahar, Şeyhoğlu Mustafa'nın 1387'de yazdığı Hurşidname, Süleyman Çelebi'nin (1351-1422) Vesiletü'n-Necât başlığını taşımakla birlikte Mevlid adıyla bilinen ünlü yapıtı, İran edebiyatının etkisiyle yazılmıştır. Divan edebiyatı, özellikle şiir alanında en parlak dönemini 16. yüzyılda yaşadı. Bâkî ve Fuzuli Divan şiirinin en iyi örneklerini verdiler. 17. yüzyıla girildiğinde Divan edebiyatının ulaştığı düzey, İran edebiyatınınkinden geri değildi. Divan şairleri, şiirlerinde "fahriye" denen ve kendilerini övdükleri bölümlerde şiir ustalığının doruğuna çıkmışlardı. Öğretici şiirleriyle tanınan Nabi ve bir yergi ustası olan Nef'i bu yüzyılın ünlü şairleriydi. Divan edebiyatı, en özgün şairlerinden olan Nedim’in ve Şeyh Galib'in ardından,18. yüzyılda bir duraklama dönemine girdi. Daha sonraki şairler özellikle bu iki şairi taklit ettiler ve özgün yapıtlar ortaya koyamadılar. 19. yüzyılda Divan edebiyatı artık gözden düşmüş ve eleştiri konusu olmuştu. İlk eleştiriyi getirenNamık Kemal'di. Tanzimat'la birlikte Türk edebiyatında Batı etkisinde yeni biçimler, konular denenmeye başlandı. Divan edebiyatı böylece önemini yitirmekle birilikte, Tevfik FikretMehmet Âkif Ersoy ve Yahya Kemal Beyatlı, Türk edebiyatının aruz ölçüsüyle son şiirlerini yazdılar, denilirse de zamanımızda da bu vezni kullanabilen şâirler vardır. Arûzun az kullanılıyor olması, zorluğundandır. Yoksa başka ölçülerle veya ölçüsüz yazılan şiirlerdeki lirizm ve âhenk âruzla yazılan şiirlerin yerini tutamaz.

    Diva

    Yorum (yok) Yorum yaz!

    13. ve 14. YÜZYIL TÜRK EDEBİYATI GENEL ÖZELLİKLERİ

    20/4/2009 ·

    Yorum (yok) Yorum yaz!

    6. SINIF TÜRKÇE YAZILI SORULARI

    20/4/2009 · Kategori: EDEBIYAT

    1.DÖNEM

     

    2. DÖNEM

    Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

    Hücrede Madde Alışverişi Nedir-Nasıldır?

    13/4/2009 ·

    • Hücre zarında gerçekleşen bir olaydır.
    • Canlılığın devamı için gereklidir.
    • Hücre zarından geçebilenler :
    O2CO2COsuminerallerglikozfruktozgalaktozya ğ asidigliserola.asitvitaminalkol
    • Hücre zarından geçemeyenler :
    Proteinyağkarbonhidrat
    • 4 yolla olur.
    1)Difüzyon • Bir maddenin çok olduğu (yoğun olduğu) ortamdan az olduğu ortama (az yoğun ortama) doğru hareket etmesine denir.
    • Porlardan geçebilecek büyüklükteki maddeler difüzyona uğrar.Porlardan büyük maddeler difüzyon yapamaz.
    • Enerji harcanmaz.
    • Enzim kullanılmaz.
    • Canlı ve cansız ortamda görülebilir.Canlılık delili değildir.
    • Denge sağlanana kadar devam eder ve durur.
    Örnek : Odaya dökülen kolonyanın her tarafa dağılması.Akciğerdeki oksijenin kana geçmesi.İnce bağırsaktaki glikozun kana geçmesi.

    Difüzyonu Etkileyen Faktörler 
    1) Küçük moleküllerbüyük moleküllere göre daha kolay geçerler.
    2) Nötr moleküller iyonlara göre daha kolay geçer.Çünkü zarın dış kısmı da iyonik yapıdadır.
    Negatif iyonlar biraz daha kolay geçer.
    3) Yağda çözünen maddeler de çözünmeyenlere göre daha kolay geçer.(ADEK vitaminleri)
    4) Yağı çözen maddelerde kolay geçer.(Alkol ve eter gibi.)
    5) Por sayısı ve sıcaklık arttıkça difüzyon hızı da artar.
    6) İki ortam arasındaki yoğunluk farkı ne kadar çoksa difüzyonda o kadar hızlı olur.
    7) Akışkanlığı fazla olan ortamlarda difüzyon hızlı olur.
    Diyazliz : Suda çözünmüş maddelerden bazılarının yarı geçirgen zardan difüzyonuna denir.Böbrekleri çalışmayan insanlarda suni olarak oluşturulan bir ortamla kandaki üre temizlenir.
    2) Osmoz• Suyun difüzyonudur.Suyun çok olduğu yerden az olduğu yere geçmesidir.

    Hipertonik Ortam(Çok Yoğun Ortam) 
    • Bir hücre kendisinden daha yoğun bir ortama konursa su kaybederek büzülür.Bu olaya 
    plazmoliz denir.ÖRNEK : Tuzlanan derinin su kaybederek büzülmesi.

    Hipotonik Ortam(Az Yoğun Ortam)• Bir hücre kendisinden daha az yoğun bir ortama konursa su alarak şişer.Bu olaya deplazmoliz denir.
    • Bitki hücrelerinde deplazmoliz devam ederse hücre şişer ve turgor durumuna geçer.
    • Hayvan hücrelerinde deplazmoliz devam ederse hücre patlar.Buna hemoliz denir.

    İzotonik Ortam ( denge Ortam)• Bir hücre izotonik bir ortama konursa hiçbir değişikliğe uğramaz.

    Osmatik Basınç
    • Hücre içerisindeki çözünmüş maddenin hücre zarına yaptığı basınçtır.Yada (etki=tepkiye 
    göre)hücre dışındaki suyun yoğunluk farkından dolayı hücre içerisine girmek için zarlara
    yaptığı basınçtır.
    • Çözünmüş madde miktarı (hücrenin yoğunluğu) arttıkça osmatik basınç artar.
    Tungor Basıncı
    • Hücre içerisindeki suyun hücre zarına (yada çepere) yaptığı basınçtır.
    • Kofullar tarafından ayarlanır.
    • Turgor çok artarsa su girişi durur.
    • Turgor otsu bitki ve yaprakların dik durmasını sağlar.
    • Turgor stomaların açılıp kapanmasını sağlar.
    • Turgor bazı nasti(ırganım) hareketlerini sağlar.
    • Suyun hareketi daima O.B' ın fazla olduğu yere doğrudur.
    3) Aktif Taşıma
    • Bir maddenin az olduğu yerden çok olduğu yere geçmesidir.
    • Porlardan geçebilecek büyüklükteki maddeler aktif taşıma ile taşınır.
    • Enzim kullanılır.
    • Enerji harcanır.
    • Sadece canlı hücrelerde görülür.
    • Denge yoktur.
    • Taşıyıcı moleküller kullanılır.
    ÖRNEK:İnce bağırsaktaki glikozun kana geçmesi.Böbrekteki geri emilim.
    Not 1 : Hücre zarından geçebilecek büyüklükteki bir maddenin miktarı hücre içi ile hücre
    dışı arasında farklılık oluşturuyorsa burada aktif taşıma var demektir.
    Not 2 : Sıcaklık artışımolekülün alınmasını hızlandırmaz.
    4)Endositozun ve Ekzositozun• Hücre zarından geçemeyecek büyüklükteki maddelerin oluşturulan ceplerle içeri alınmasına endositoz;yine aynı yolla dışarı atılmasına ekzositoz denir.
    • Hücre zarından geçemeyecek büyüklükteki katı maddelerin içeri alınmasına fagositoz;sıvı maddelerin içeri alınmasına pinositoz denir.

    Endositozun Özellikleri
    • Enerji harcanır.
    • Enzim kullanılır.
    • Hücre zarı azalır.Hücrenin içeriği artar.
    • Hücreye alınan bu büyük maddeler lizozomdaki ve besin kofulundaki hücre içi enzimlerle parçalanır.
    • Tek hücrelilerde ve akyuvarlar da çok görülür.
    • Canlılık delilidir.
    • Denge yoktur.
    • Bitki hücrelerinde ve diğer çeperi olan hücrelerde görülmez.

    Ekzositozun Özellikleri 
    • Enerji harcanır.
    • Enzim kullanılır.
    • Hücre zarı artar.Hücrenin içeriği azalır.
    • Canlılık delilidir.
    • Denge yoktur.
    • Boşaltım kofulu ve golgi yardımıyla atılır.
    • Bitki ve hayvan hücrelerinde görülür.
    Not 3 : Tatlı sularda yaşayan bir hücrelilerde fazla suyu dışarı atan kontraktil koful
    bulunur.Hücre içerisindeki fazla suyun nedeni suyun osmozla içeri girmesidir.
    Not 4 : Bir bitki hücresinin turgor durumuna geçmesinde a)Ortamın yoğunluğu 
    b)Hücre içindeki madde yoğunluğu c)Çeperin selülozdan yapılmış olması etkilidir.
    Not 5: Endositoz ve ekzositozda yoğunluk farkı yoktur.Ama aktif taşımadifüzyon ve 
    osmozda vardır.

    Yorum (yok) Yorum yaz!